Avrupa ve Amerika bu tanımlamalarda ve gruplamalarda yaptığı hataların bedelini bu günlerde ödüyor. Bu tür ürünlerin bilinçsizce kullanımından doğan ve insanlarda sağlık problemlerine ve hatta ölüme sebep olan vakaların istatistiksel sonuçları bu ülkeleri mevcut durumu yeniden gözden geçirmeye mecbur kılıyor. Bu ürünlerle ilgili mecburi bir yol ayrımında olan ülkemizin kanun yapıcıları bu konuda ince eleyip sık dokumalıdırlar.

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almış ürünlerin reçetesiz satışı yasak olduğundan bu kapsama girmiyorlar. Bazı ülkelerde parasetamol gibi ağrı kesiciler, cilt üzerine uygulanan kremler ve soğuk algınlığında kullanılan ilaçların bir kısmı bu kategoriye giriyor. Bizim eczanelerimizde ise vitaminler, mineraller ya da gıda takviyesi sınıfında ruhsat almış Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan onaylı ürünler bu sınıfta yer almaktadır.

Ülkelere göre sınırları değişebilen bu grup ürünlerle ilgili son yıllarda ciddi anlamda bir pazar oluştu.

Tüketim hacmi artınca hâliyle çeşitliliği de arttı. Üstüne bir de pandemi koşulları oluşunca beş -on kat büyüyen bir alan haline geldi. Artık piyasa koşullarının acımasız çarkları da hâliyle bu pazarda da dönmeye başladı. Sağlığın bozulması hatta hayatını kaybetmenin bir sonuç olarak görülebileceği bu ürünlerde maalesef bütün insanlık için tehlike çanları çalmaya başladı. 

Biz sağlık profesyonellerine ‘önce zarar verme’, ‘hastalık yoktur hasta vardır’, ‘ilaç ve zehir arasındaki fark dozdur’ gibi kavramlar ana ilkeler olarak benimsetildi. Ama görüyorum ki bir tanınmış kişimize faydalı gelen, sorunlarını çözen bir İKSİR tüm halkımızda mucize yaratacak gibi gösteriliyor. Bu ünlü kişimiz ne kullanıyorsa biz de kullanabiliriz. Zaten bizim kronik problemlerimiz, alerjilerimiz ya da hassasiyetlerimiz önemli değil. Aynı zamanda necip milletimiz kilosuna falan bakmadan ya da karaciğer ve böbreklerinin performansını düşünmeden bu ürünü kullanabilir. Zaten kullanırsak; aynı ekranda gördüğümüz kişi gibi enerjisi bitmeyen, yirmili yaşlarda gözüken cildiyle parlayan biri gibi olabiliriz. Kaç yaşına gelmiş olursa olsun, zamanı durdurmayı başarmış gibi gözüken insan ötesi ekran ikonlarına benzeyebiliriz. Ya da tüm mikroplara karşı dirençli, hastalığın yanından bile geçemediği süper kahramana dönüşebiliriz. Ne kadar teşvik edici, ne kadar imrendirici bir durum... Reklamları izleyince o ürünü hemen kullanmaya başlamak için engel tanımaz bir arzu benim içimde bile oluşuyor. 

Kimyasal veya bitkisel etkin bir madde içeren her ilaç formundaki ürün hiçbir zaman hafife alınmaması gereken bir statüye sahip olmalıdırlar. Tıp tarihi reçeteli ilaçlarla ilgili düzinelerce hatalı ve yanlış uygulama örnekleriyle doluyken bu konuda rahat olamayız. A vitamini bir zamanlar ay çöreği çikolatası tadında çiğneme tableti olarak üretiliyordu. Göz doktorları gece körlüğünde, ortopedistler kemik ağrısında, kulak burun boğaz uzmanları kulak çınlaması ve iç kulak sorunlarında reçeteye yazardı. Sonra anlaşıldı ki yüksek dozda bu vitamin karaciğerimizde ciddi toksik etkilere sebep oluyor. Şimdi baş edemediğimiz sivilcelerde bu dozlarda her ay tahlil yaptırıp, hastayı bilgilendirip, kullanımı konusunda rızasını imzalı alarak ancak kullanıyoruz. Bu günlerde savunma sistemimizle ilgili mutlaka kullanın denilen D vitaminini konusunda da aynı durumları yaşar mıyız bilemedim. Aynı A vitamini gibi yağda çözünen bu D vitamini de başımıza bir çorap örmesinden korkmuyorum desem yalan olur. Reklamlarla da desteklenen D vitaminini 300.000 ünitelik ampullerini tek seferde içen insanları görünce tedirginliğim kat ve kat artıyor. 

Ayrıca bu geçiş dönemi ve pandemi şartlarında internette, marketlerde ve kozmetik satış mağazalarında kontrolsüzce satılmaya başladı. Özellikle hastalar tarafından dönemsel rağbet gören ürünler çeşit çeşit ve hiçbir denetime tabi olmadan sahtesiyle gerçeğiyle satılmaya başlandı.

Bir eczacı olarak görüşüm; sağlığı korumak ya da iyilik haline ulaşmak için kullanılan tüm ürünler eczanede satılmalı, reklamı yasaklanmalı ve doktor ya da eczacı danışmanlığında insanlara kullandırılmalıdır. Ayrıca bitkisel ya da gıda takviyesi adını alsa da üretimi ve pazara sunumu kontrol edilmeli, kriterleri belirlenmelidir. Ticari model değil, etik değerler içinde akılcı bir model tercih edilmelidir.