Hani o hep ertelediğiniz sevdiklerinizle buluşma planları var ya yazın onu ilk sıraya. Hani sürekli hayalini kurdunuz ve yapmak istediğiniz ama bir türlü fırsat bulamadığınız hobilerimiz var ya ilk filizini atın bu baharla. Hani o gitmek istediğiniz ama pandeminin bitimine ertelediğiniz yerler... Size bir sır vereyim mi? Bu pandeminin biteceği yok; gelmiş kurulmuş bir kere hayatımıza, onunla yaşamayı öğreneceğiz bir şekilde. Maksimum tedbir minimum riskle, hayatı lezzetiyle yaşamamızın zamanı olsun bu bahar; pandemi limon sıkmış, neye yarar. ;)  Bu nedenle o yapmak istediklerinizi bol tedbirlerle, şu anki şartlar altında yapın; gerekirse içlerinden en risksizlerini seçin ama birilerini mutlaka yapın. Çünkü yarın diye bir şey yok. Ben bu cümlelerin her bir harfini yazarken ve sizler de her bir kelimesini okurken yarın oluyor aslında...  Bakın yarın olmuş, haydi ne duruyorsunuz? Harekete geçin; şu bitse, bu geçse, diğeri gitse derken geçen sadece ömrü oluyor insanın. 

 Haydi, sizinle bahardan bir gün çalalım; o zaman hemen yarın, sabah güne erken uyanarak başlayabiliriz baharı yaşamaya. Gün doğumları yenilenmenin başka bir halidir aslında. Sessiz, gürültüsüz sokaklar bir önceki günü örtmüş, yeni bir günü doğurmaktadır. Günahsızdır gün doğumları… Ümit kaplar insanın içini, tarifsiz bir huzur kaplar. Gün doğumunu izleyerek başlayalım bu nedenle güne. Peki, ama nerede? Nereden doğsun güneş? Nerede geçsin bu günümüz? Tabii ki Kırkpınar.

 Ne zaman canım sıkılsa, ne zaman uzaklardan bir yerden sevdiğim biri gelse ve onu bir yere götürmek istesem soluğu Kırkpınar’da alırım. Ve özellikle de Bağdat Caddesi’nde. Öyle başka bir huzur var ki bu sokakta; anlatmaya, tarif etmeye kelimeler yetmez. Bir ucundan caddeye girdiğiniz anda, caddenin sonuna kadar her bir adımı zevkle, içinizde inanılmaz bir huzurla tamamlıyorsunuz. Sanki bir ışınlama makinesiyle başka bir ülkenin sokağına gelmiş gibi bir his. 

Vitrindeki kıyafetlere bakar gibi cadde boyu uzanan bahçeli evlerini, bahçe dizaynlarını, şirin kafelerin dekorlarını seyrederken bir de bakmışsınız; caddenin sonu gelmiş bile.  O zaman geri dönelim ve bu şirin kafelerden birinde kahvelerimizi içerek hiç bitmesin istediğimiz o güzel anın tadını çıkaralım. Ardından tabii ki kendimizi Kırkpınar Sahili’ne vuralım. Öyle bir göl ki deniz keyfinde. Sahil boyu durgun suların eşliğinde sazlıkların kenarından yürürken, göle uzanan tahta iskelelerin ucuna kadar yürüyüp; suyun derinliklerine içimizdeki tüm olumsuz düşünceleri bırakalım. Ve bu paha biçilmez anın tadını çıkaralım. Sonra göl kenarındaki piknik masalarından birine pötikareli, (pötikareli olmazsa olmaz☺) örtümüzü çıkarıp, hasır piknik sepetinden malzemelerimizi alarak göle karşı piknik yapalım. Bu arada yanda duran salıncakta sallanmak bedava! Tıpkı içinize çektiğiniz hava, kokladığınız bahar çiçeklerinin kokusu gibi… 

O zaman yazıma son vermeden, buraya bir şiir kondurmadan edemem…

Bahar Şiiri

Bu sabah mutluluğa aç pencereni,

Bir güzel arın, dünkü kederinden…

Bahar geldi, bahar geldi, güneşin doğduğu yerden.

Çocuğum, uzat ellerini…

Şöyle yanı başıma, çimenlere uzan;

Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın…

Baharın, gençliğin ve aşkın

Türküsünü söyleyelim, bir ağızdan.

Ataol Behramoğlu

Bahar tüm şartları sağlamış; size yaşamak düşer. İçinize güneş ışığının girmesine izin verin ki kalbiniz çiçek açsın...


Matematikçi bir kâşif

Duygu A. Kabakçı
Instagram: izmitteysek.ne.yapsak