Onay açlığı çekmemek çok derin bir konu olmakla birlikte çoooook da şaapmamak gerektiğini düşündüğüm bir konu.  Derin kısmı şöyle; küçüklüğümüzden bu yana yaptığımız her eylemde bir tepki gördük. Yürüdük alkışlandık, kakamızı tuvalete yaptık alkışlandık, emziği bıraktık alkışlandık, kaşığı tuttuk alkışlandık veeeee tabii ki bu bizde alışkanlık oldu. Ve sürekli yapmaya başlayınca dükkanı daha da büyüttük ve girişimci bir onay açlığı çeken birey olduk. Her girişimcinin düştüğü tuzağa biz de düştük ve hep onaylanacağız hatta hep sevileceğiz sandık. Biz büyüdük ve kirlendi dünya şarkı sözünü çatır çatır yaşadık. Ne yapacaktık şimdi. Ne yapacağız tabii ki içten içe kendimizi cezalandırıp senin yüzünden oldu dedik. O da yetmedi diğer insanları suçladık. “Zaten sen hep” le başlayan iç gıcıklayıcı cümleler kurduk. Yaptık yaptık hepsini yaptık. Ama hazin son şudur ki bunlar bizim hiç işimize yaramıyordu. 

İşte burada öz şefkat giriyor devreye. Kendine duyduğun saygının hemen sonrasında ortaya çıkan öz şefkat bizi onay almadan yaşamayı tercih ettiriyor. Ve bu dakikadan sonra yaptığın her şey senin kabul etmenle başlıyor. “Acaba” rafa kalkıyor. “iyi kiler” gözümüzün gördüğü yere ilişiveriyor. Tabii öncesinde kendinle tanışıyorsun. O çok güldüğün, çok sinirlendiğin, çok heyecanlandığın, çok mutlu olduğun anlara sebep duygularını tanımakla başlıyorsun. Sonra hangilerini çoğaltmak ve hangilerini azaltmak istediğine karar vermekle devam ediyorsun. Ve böylece Öyle kalıplarda yaşadığın davranış hallerin sona eriyor ve  gökyüzüne uyandığın bir hayat başlıyor. Öyle aklına  hiç gelemeyecek kadar özgür bir hayat başlıyor senin için. Ama bu nerede akşam orada sabah kafası değil. Bu aslında ne yaptığını ve ne yapmak istediğini bilen bir kafa. Kimin onayını neden bekliyorum sorusunu cevaplamış ve çöpe atmış birinin kafası bu.  

Öte yandan değerli hissetmek ve takdir almak insanın motivasyonu için müthiş bir itici güç. Yani beğenilmenin like ile ölçümlendiği günümüzde bunu inkâr edemeyiz. Bu ne biliyor musunuz, ekmek kadayıfı tatlısı çok lezzetlidir öyle  değil mi? Ama kaymaklı ekmek kadayıfının tadı bir başkadır. Bu da öyle bir şey… Ekmek kadayıfı yani onaysız yaşamayı sevdim ama kaymaklı ekmek kadayıfı yani takdiri de daha çok sevdim.

 

Bireyin yaşamının amacını bulmasıyla devam eder bu yolculuk. Sonra ne olur biliyor musunuz? İşinde mutlu başarılı bireyler çıkar ortaya. Ama bu hep mutlu insanlardan bahsetmiyorum. İnanın öyle bir şey de yok aslında. İnsan üzülecek kırılacak hatta kıracak ama  bilinçli olacak bunları yaparken. Kişi kendinin mükemmel olmadığının farkına vardığında karşıdakini kırmasındaki sebep duyguyu bulacak. Ona bir bakacak. Veee diyecek ki ben her gün hata yaparım ben her gün başarılı olabilirim ama buna ben izin verdiğim için yaparım. Kimse yüzünden değil. Benim yüzümden de değil öğrenmem için gereklidir bu süreç. 

Mindfulness, koçluk ve bireyin kendini tanıma süreçleri ömrü boyunca devam eder. Günümüzde büyük kurumsal firmalar bu bakış açısıyla çalışan iş süreçlerini dizayn ediyor. İnsan kaynakları eskiden olduğu gibi sadece özlük işlerinden sorumlu değil artık karar mekanizmasında büyük rol oynadığı için duygusal zekaya hizmet eden her şey  HR profesyonellerinin  takım çantasında yer alıyor.  İnsan Kaynakları süreçlerine hatta görev tanımlarında dahi bu yenilikçi bakış açısının ekmeği yeniyor daha da revize edilerek devam edecek gibi görünüyor. Yani iş hayatımız ve sosyal hayatımız için bu yetkinlere sahip olmak  kendimize 2021 ‘de edeceğimiz en güzel hediye olabilir.

Yazımın ilk cümlesiyle sizlere veda etmek  istiyorum.

‘Onay açlığı çekmiyorum ama takdir tokluğunu da çok seviyorum. ‘

Bu cümleye bir bakın bakalım. Açlık tokluk durumunuz ne acaba!

Sevgilerimle.


Gonca Berktay

GONCA BERKTAY ACADEMY ekibi olarak sormak istediğiniz sorularınıza cevap vermekten mutluluk duyarız.
Lütfen bize ulaşın,

http://goncaberktay.com/
İnstagram:goncaberktayacademy
Linkedin: gbk-eğitim-ve-danışmanlık
gonca-berktay
05067520146