Ne zaman işler istediğimiz gibi gitmez, engellenirsek işte o zaman öfkeleniriz. 

Arda, öfke ile yönetilmeyi çok küçük yaşlarında öğrenmişti. Annesinin hoşuna gitmeyen her durumda, annesinin öfkeli tepkisi ile şiddet görüyordu. Oyun oynarken düşüp yaralandığında, bir de annesinden dayak yiyor ve cezalandırılıyordu. Önceleri içine kapanık bir çocukken ergenlik yıllarında, öfkenin hükmedici gücünü ele geçirmişti. Arkadaşlarına, sevdiklerine öfke doluydu. Yaptırmak, elde etmek, yönetmek istediği her durumu öfkeli tepkilerle elde ediyordu. Çocukluğu boyunca öğrendiği en önemli şey, öfkeyle arzu ettiği her şeye kolaylıkla ulaşmasıydı. Çocukluğunda korktuğu öfke, yetişkinlik döneminde en büyük silahı olmuştu. Ta ki öfkesi yüzünden âşık olduğu kadını kaybedene kadar… Öfkesi bir tek sevdiği kadında işe yaramamıştı. Ve bu durum onu daha da öfkelendirip, hayatında bir şeylerin değişmesi gerçeği ile yüzleştirdi. 

Her insan hayatının kırılma noktası vardır.  Her an, değişim içindeyiz. Üst üste 3 gün aynı yemeği yediğimizde sıkılıyoruz ya da zevklerimiz kendiliğinden değişiyor. Biz ailemizden böyle gördük, böyle gidere diye düşünüp kolaya kaçmaya çalışsak da içinde yaşadığımız sistem, bizi geliştirmek ve dönüştürmek üzerine kurulu. 

Biz kaçtığımızı zannetsek bile sistem müdahale ediyor. Arda’nın karşına, âşık olduğu o kadın çıkmasaydı eğer öfkesinin arzularını elde etmek için kullandığı bir araç olduğunu fark etmeyecekti. Öfke hissetmeden, kalp kırmadan da arzularına ulaşabileceğini öğrendi. 

Tüm duygular bize hizmet eder. İster neşe ister öfke olsun, fark etmez. En öfkeli insanlar, bilinçaltında kendini en yalnız ve yetersiz hisseden insanlardır. Öfkeleri olmazsa daha fazla yara alacaklarını zannederler. Öfkeleri ile başkalarını yaraladıklarını fark etmezler. 

Duyguları doğru analiz etmek ve arkasındaki gerçeği görmek değişimi başlatır. Her değişim ruhumuzda yeni bir pencere açar. Hissettiğimiz her duygunun, ruhsal tekâmül yolculuğumuzda bir anlamı var. Her insan öfke hisseder. Bazılarımız çok daha fazlasını yaşar. Bir duygumuz diğerlerinden daha fazla ön plana çıkıyorsa bu, ruhsal tekâmül sürecimizdeki bir eşiktir. 

Tekâmül yolculuğunda geçtiğimiz her eşik, ruhumuzdaki eşsiz noktaların açığa çıkmasına neden olur. Ruhumuzun eşsiz özelliklerini ve potansiyelini keşfetmek, hayatımızda daha fazla mucize yaşamamıza neden olur. Her ne kadar bazı duygularımız bize acı verip hayatımızı karmaşıklaştırsa da hissettiğimiz her duygu, çok değerli. 

Toplumsal olarak bize dayatılan algıda, ‘negatif’ duyguları hissetmek bizi aciz ve güçsüz gösterse de her duygunun bir görevi var. Duygularımızı iyi veya kötü, pozitif ya da negatif olarak etiketlemeden, sadece bir araç olduklarını fark etmek hem kendimizi daha iyi tanımamıza hem de hayatımızın kolaylaşmasına neden oluyor. 

Şimdi durup bir düşünün, gerçekten öfke hissediyor musunuz? Yoksa, sadece bir koruma kalkanı olarak mı kullanıyorsunuz? Ya da hayatınızda hangi duygu ön planda? Biz hayatımızı analiz etmezsek Yaratıcının bize gönderdiği mesajları doğru okuyamayız. 

Şu an içinde bulunduğunuz durumu, siz değil de bir arkadaşınız yaşıyor olsaydı; ona nasıl tavsiyeler verirdiniz? Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Çoğu zaman olayların içindeyken zihnimizin tuzağına fazla düşer ve durumu doğru değerlendiremeyiz. Hayatımıza dışarıdan bakabiliyor olsaydık emin olun, şu an dert ettiğiniz her şeyin yarısı yok olurdu. 

Her birimiz, eşsiz güzellikte yaratılmış ruhlarız. Ve gerçekten çok değerli ve kıymetliyiz. Kendinize verdiğiniz değeri fark ettiğiniz ve hayatınızı değiştirme cesareti gösterdiğiniz bir ay olsun. 

Yeryüzünde hiçbir canlı, aciz ya da güçsüz değil. Sadece, içindeki ışığı fark et. ☺


Saadet Yasemin Sarıkaya