Kocaeli’nin mimari kimliği, son yıllarda hızlı kentleşme ve değişen yaşam dinamikleriyle birlikte yeniden şekilleniyor. Bu dönüşüm sürecinde, mesleki birikimi ve çok yönlü deneyimiyle öne çıkan TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şube Başkanı Mimar Gülşah TOPRAK POYRAZ, mimarlığın yalnızca yapı üretmekten ibaret olmadığını; aynı zamanda kentin geleceğine yön veren kamusal bir sorumluluk alanı olduğunu vurguluyor.

Tasarım ve uygulama süreçlerini farklı ölçeklerde deneyimleyen Toprak Poyraz, bugün hem kendi ofisinde üretmeye hem de meslek örgütü çatısı altında kent adına söz söylemeye devam ediyor. Kocaeli’nin sanayi kimliği ile yaşam kalitesi arasında kurulması gereken hassas dengeye dikkat çeken Yılmaz; sürdürülebilirlikten mimari kimliğe, deprem gerçeğinden yeni teknolojilere kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulunuyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı ve bugünlere nasıl geldi?

Mesleğimle kurduğum ilişki oldukça erken yaşlara dayanıyor. Çocukluk yıllarımdan itibaren çizime ve tasarıma karşı güçlü bir ilgim vardı. Tasarım ile analitik düşünceyi bir araya getiren bir alan arayışı, beni mimarlığa yönlendirdi.

Manisa Akhisar doğumluyum. Trakya Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 2011 yılında mezun oldum. Meslek hayatım boyunca farklı ölçeklerde ve üretim biçimlerinde deneyim kazandım. Müteahhit firmada başladığım kariyerimde, ardından belediyede görev alarak kamunun planlama ve karar alma süreçlerini yakından gözlemledim.

2012’den itibaren Kocaeli’nde büyük ölçekli şantiyelerde; tasarım, ince işler ve şantiye şefliği gibi farklı görevler üstlendim. Bu çok katmanlı deneyim, mimarlığa bütüncül bakabilmemi sağladı. 2017’de kendi ofisim ATELYEHANE Proje Yapı’yı kurdum. 2018’den bu yana TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi’nde aktif görev alıyor, Mayıs 2024 itibarıyla Şube Başkanlığı görevini yürütüyorum. Meslek örgütlülüğünü, kamu yararını gözeten önemli bir sorumluluk alanı olarak görüyorum.

TMMOB Mimarlar Odası Kocaeli Şube Başkanı olarak sorumluluklarınız ve günlük temponuz nasıl şekilleniyor?

Görevimiz, yasal çerçevesi belirlenmiş, köklü bir meslek örgütlülüğünün parçası. Meslektaşlarımızın haklarını korumak, meslek etiğini gözetmek, denetim süreçlerini yürütmek ve kentleşme ile yapılaşma süreçlerine ilişkin kamu yararı doğrultusunda görüş üretmek temel sorumluluklarımız arasında yer alıyor. Aynı zamanda mesleki gelişimi desteklemek, üyeler arası dayanışmayı güçlendirmek ve kamuoyunu bilgilendirmek de görevimizin önemli bir parçası.

Günlük ajandamız ise oldukça dinamik. Belediyelerle yapılan teknik görüşmeler, meslektaşlardan gelen talepler, basın açıklamaları, etkinlikler ve hukuki süreçler günün akışını belirliyor. Bu yoğunluk, mimarlığın güçlü bir kamusal sorumluluk alanı taşıdığını açıkça ortaya koyuyor.

Mimarlar Odası Kocaeli Şubesi’nin kent için üstlendiği rolü nasıl tanımlarsınız?

Kentle ilgili meseleleri hiçbir zaman tek disiplin üzerinden ele almıyoruz. TMMOB çatısı altında, farklı meslek disiplinleriyle birlikte bilimsel ve çok yönlü bir değerlendirme süreci yürütüyoruz. Karar mekanizmasının doğrudan parçası olmasak da, sürece bilimsel ve kamusal katkı sunuyoruz. Yaklaşımımız karşı çıkmak değil; kentin daha sağlıklı, yaşanabilir ve sürdürülebilir bir geleceğe ulaşmasına katkı sağlamak.

Zaman zaman bu katkı, yönlendirici ve dönüştürücü bir etki yaratabiliyor. Amacımız, kentin plansız ve yoğun yapılaşma baskısıyla kaotik bir yapıya sürüklenmesini engellemek ve kamusal dengeyi korumak.

Kocaeli gibi sanayi kimliği güçlü bir kentte mimarlık yapmak nasıl bir sorumluluk getiriyor?

Mimarlık, yalnızca yapı üretmek değil; üretim, çevre ve yaşam kalitesi arasında denge kurmaktır. Kocaeli’ndeki sanayi yoğunluğu, mimari üretimi daha teknoloji odaklı ve sürdürülebilir kılmayı zorunlu hale getiriyor. Bu nedenle mimarların; enerji verimliliği, çevresel etki ve doğal kaynak kullanımı gibi konulara duyarlı olması gerekiyor. Kocaeli’nde üretilen her yapının, sanayi ile doğa arasında dengeli bir ilişki kurması gerektiğine inanıyorum. Bu da mimarlara teknik olduğu kadar etik bir sorumluluk da yüklüyor.

“Nitelikli yapı” ile “hızlı üretim” arasındaki denge sizce doğru kurulabiliyor mu?

Teknik güvenlik açısından, güncel yönetmelikler sayesinde belirli bir standardın yakalandığını söyleyebiliriz. Ancak estetik, mekânsal kalite ve kentsel bağlam açısından aynı tabloyu görmek her zaman mümkün değil. Birçok projede, çevresiyle ilişki kurmayan ve mimari kimliği zayıf yapılarla karşılaşıyoruz.

Hızlı üretim ile nitelik aslında çelişmek zorunda değil; ancak mevcut sistemde bu dengeyi kurmakta zorlanıyoruz. Kalifiye iş gücü eksikliği ve geleneksel üretim yöntemleri bu durumu etkiliyor. Gerçek nitelik; malzeme maliyetiyle değil, yapının güvenliği, işlevselliği ve çevresiyle kurduğu ilişkiyle ölçülmelidir.

Yeni gelişen bölgelerde mimari kimlik oluşuyor mu?

Kocaeli’nde yeni yapılaşma çoğunlukla yatırımcı ve kullanıcı odaklı ilerliyor. Bu durum zaman zaman başarılı projeler ortaya çıkarsa da, tekrar eden ve kimliksiz yapılaşmalara da yol açabiliyor. Mimarlığın burada üstlendiği rol kritik. Yapılar; çevresi, kullanıcı ilişkisi ve sürdürülebilirlik açısından bütüncül ele alınmalı. Doğru yaklaşımla, hızlı üretim içinde bile özgün ve nitelikli sonuçlar elde etmek mümkün.

Deprem gerçeğiyle yaşayan bir şehirde mimarların sorumluluğu yeterince anlaşılıyor mu?

Ne yazık ki çoğu zaman yeterince anlaşılmıyor. Mimarlık, estetik kaygının ötesinde, doğrudan insan hayatını etkileyen teknik ve etik bir sorumluluk alanı. Süreçlerin zaman zaman emlak odaklı başlaması, mimarın rolünün geri planda kalmasına neden olabiliyor. Oysa mimarlık, planlamadan malzeme seçimine kadar bütüncül bir süreçtir. Toplumun bu sorumluluğu doğru anlaması, kentlerin güvenliği açısından büyük önem taşıyor.

Mimarlar Odası olarak Kocaeli’ndeki projelerde ne ölçüde söz sahibi olabiliyorsunuz?

Sürecin karar verici tarafı değiliz; ancak projeler ilerledikçe bilimsel ve kamusal görüşlerimizi sunuyoruz. Bu görüşler, farklı disiplinlerin katkısıyla hazırlanıyor ve kentin daha sağlıklı gelişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Amacımız; plansız büyümenin önüne geçmek ve yaşam kalitesini korumak.

Yapay zekâ ve yeni teknolojiler mimarlığı nasıl etkiliyor?

Bu dönüşümü bir tehditten çok fırsat olarak görüyorum. Doğru kullanıldığında üretim süreçlerini hızlandırıyor ve mimarlara daha fazla düşünme alanı açıyor. Ancak bu süreçte teknik bilginin ve sahadaki denetimin önemi daha da artıyor. Teknoloji geliştikçe, insanın deneyimi ve sorumluluğu daha belirleyici hale geliyor.

Genç mimarlara ne önerirsiniz?

Mimarlık, sabır ve sürekli öğrenme gerektiren bir yolculuk. Farklı disiplinlerle temas kurmak, sahayı deneyimlemek ve kendini çok yönlü geliştirmek büyük önem taşıyor. İyi bir mimar; sadece yapı tasarlayan değil, kenti ve toplumu okuyabilen kişidir. Bu nedenle mesleğin etik ve kamusal yönü hiçbir zaman unutulmamalı.

Kocaeli için hayal ettiğiniz dönüşüm nedir?

Kocaeli’nin yalnızca sanayi kimliğiyle değil, tarih ve kültür kenti olarak da anılmasını isterim. Özellikle Nikomedia mirasının görünür hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Kentin doğal ve kültürel potansiyelinin doğru planlama ve nitelikli mimariyle ortaya çıkarılması, kimliğini güçlendirecektir.

Hayalim tek bir yapı değil; kamusal alanların güçlendiği, tarihi katmanların ortaya çıktığı ve kentin kendi kimliğini yeniden keşfettiği bütüncül bir dönüşüm süreci.