“Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası” sergisi de tam olarak böyle bir deneyim sunuyor; izleyiciyi büyük iddialarla değil, kurduğu sakin atmosferle içine davet ediyor. Işığın eserlerin üzerinde dolaşma biçimi, mekânın ferah kurgusu ve çalışmalar arasındaki görsel ritim, sergiyi yalnızca bakılan bir yer olmaktan çıkarıp hissedilen bir alana dönüştürüyor.

Bu nedenle sergiyi gezerken zaman algısı değişiyor; bir tablo önünde bekleme süresi uzuyor, detaylar daha görünür hale geliyor ve izleyici kendini serginin anlatısına fark etmeden dahil olmuş buluyor.

Serginin açılışı, kentin kültür sanat gündeminde de dikkat çeken bir buluşmaya sahne oldu.

Açılışa katılan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, kente kazandırılan kültür alanlarının önemine vurgu yaparken sanatın şehir yaşamındaki dönüştürücü rolüne dikkat çekti.

Ancak serginin asıl gücü, resmi çerçevesinden çok izleyiciyle kurduğu bireysel bağda hissediliyor.

Serginin en güçlü yanı, ortak bir atmosfer kurabilmesi. Farklı sanatçıların üretimleri bir araya geliyor ama ortaya parçalı bir görüntü değil, bütünlüklü bir his çıkıyor. Renk geçişleri, soyut formlar ve yüzey dokuları serginin masalsı dilini kuran başlıca unsurlar. Figüratif çağrışımlar yer yer beliriyor, sonra yeniden soyut bir anlatının içinde

Bu geçişler, izleyiciyi süreklilikte tutan ama yormayan bir ritim oluşturuyor.

Sergide Ferruh Karakaşlı, Halime Türkyılmaz, Melisa Özgür, Mustafa Günen, Pınar Tınç, Sebahattin Gündoğdu ve Yasemen Latife Ayvaz'ın çalışmaları yer alıyor. Baskı sanatçısı Hayrettin Susam'ın eserleri ise serginin dokusuna farklı bir katman ekliyor.

Yüzün üzerindeki eser sayısı, sergiyi tek bakışta tüketmeyi imkânsız kılıyor; bu da izleyiciye kendi rotasını çizme özgürlüğü tanıyor. Mekânın kurgusu da deneyimi destekliyor. Bu nedenle sergi, hızlıca gezilen bir etkinlikten çok, içinde vakit geçirilen bir durak hissi veriyor

"Düşler Atlası"nı özel kılan şey, iddialı bir söylemden çok, izleyicide bıraktığı kişisel iz. Herkesin başka bir eserin önünde durması, başka bir detayla bağ kurması bu yüzden doğal görünüyor. Sergi, anlatısını yüksek sesle kurmuyor; izleyicinin onu kendi deneyimiyle tamamlamasına alan açıyor.

Kısacası bu sergi, büyük bir görsel şölenden ziyade, yavaş ve dikkatli bakmanın değerini hatırlatan bir durak. İçinden geçerken fark etmeden biraz yavaşlıyor, belki de en çok buna iyigeliyorsunuz.