Eğitimcilikten yazarlığa uzanan uzun ve üretken bir yolculuk… Çocuklardan gençlere, anılardan romanlara uzanan geniş bir yelpazede eserler veren Gülseren Delibaş; yazma tutkusunu, hayat deneyimlerini ve topluma katkı sunma arzusunu satırlarına yansıtan isimlerden biri. Onun kaleminde hem geçmişin izleri hem de geleceğe bırakılan değerli bir miras var. Yazıya duyduğu sevginin nasıl başladığını, öğretmenliğin hayatına kattıklarını ve eserlerinin ardındaki ilham kaynaklarını kendisinden dinledik.

Kendinizi tanıtır mısınız?
Malatya’da doğdum. Babamın iş durumu nedeniyle önce 1958 yılında Ankara’ya, daha sonra 1961 yılı sonlarında küçük, şirin bir şehir olan İzmit’e taşındık. İlkokulu ilk dört yıl Ankara’da, sonra Derince İlkokulu’nda okudum. Eğitimime İnkılap Ortaokulu ve İzmit Lisesi’nde devam ettim. Bursa Uludağ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun oldum.
Otuz beş yıl Türkçe ve İngilizce öğretmeni olarak Kocaeli’nin merkez okullarında çalışarak emekli oldum. Birçok sivil toplum kuruluşunda çalıştım. T.S.M. korolarına katıldım. Zaman zaman gazete ve dergilerde makale, deneme, şiir ve öykülerim yer aldı. 15 yıldır da çocuk ve yetişkinler için öykü, anı, roman ve şiir kitapları yazıyorum.
İki oğlum ve bir kız torunum (Alya) var.
Yazma aşkınız nasıl ortaya çıktı?
Yazma aşkım ilkokul ikinci sınıfta başladı. Annem okuma yazma bilmiyordu. Malatya’dan Ankara’ya geleli iki yıl olmuştu, ben de okuma ve yazmayı öğrenmiştim. Dört kardeştik. Benim bir büyüğüm ablam, iki küçük kardeşimle ilgilenirken annem beni yanına oturtur, mektup yazdırırdı. O söyler, ben yazardım. Ayda en az beş mektup… Hem de önlü arkalı iki defter sayfası uzunluğunda. İnanır mısınız, yazarken çok zevk alırdım. Bir de babam ablama ve bana günlük yazmamız için defter almıştı. İlkokul bitinceye kadar günlük yazmaya devam etmiştik. Ayrıca o yıllarda ilkokul öğrencileri arasında hatıra defteri tutma moda olmuştu. Öğrenciler birbirlerine hatıra defterlerini vererek arkadaşlarının duygu düşüncelerini yazmasını isterdi. Yazma aşkımın bununla da ilgisi olduğunu düşünüyorum.
Öğretmen olmayı neden seçtiniz ve hayatınıza neler kattı?
Aslında küçüklüğümden başlarsak hep doktor olma hayalim vardı. Hem de kadın doğum doktoru. Nedeni de benden on yaş küçük kardeşim hastanede doğduğunda annemi ziyarete gitmiştim. Sekiz kişilik koğuşta yatan annelerin konuşmalarına şahit olmuş, tedirgin hâllerini görünce çok üzülmüştüm. Doktor erkek olduğu için utanıyorlardı. Akşam babam işten geldiğinde ona: “Babacığım, ben büyüyünce kadın doğum doktoru olacağım,” dedim. Babam bu kararıma çok sevinmişti. Ara ara bana “doktor kızım” diye seslenirdi. Bu da benim çok hoşuma giderdi. Doktor olamadım fakat öğretmen olduğum için çok mutluyum. Zaten bu iki mesleği seçenlerin insan ve çocuk sevgisi üst düzeyde olmalı diye düşünüyorum.
Öğretmenlik mesleği bana çok şey kattı. Yaşama sevincimi artırdı. Öğrencilerinize bir şeyler öğrettiğinizden eminseniz dünyanın en mutlu kişisi siz oluyorsunuz. Öğretimden ziyade eğitimin önemine inanmış bir öğretmenim. Bir de öğrenciye kendinizi sevdireceksiniz. Bu ancak öğrenciler arasında hiçbir ayrım yapmaz ve onlara sevgiyle ve ilgiyle yaklaşırsanız olabiliyor. Öğretmenine güvenen ve inanan öğrenciler hem başarılı oluyorlar hem de ailelerine söyleyemeyecekleri dertlerini bile sizinle paylaşabiliyorlar. Ayrıca ben öğrencilerimden çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Hatta yazdığım çocuk kitaplarımda kendi çocukluk yıllarımdan tutun da öğrencilerimle yaşadığım ve gözlemlediğim olayların kitaplarıma büyük bir ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum.

En çok hangi tür yazıları yazmayı seçiyorsunuz?
En çok çocukların ve gençlerin ilgisini çeken öykü, masal, anı ve deneme türü yazmaya çalışıyorum. 1990’lı yıllardan itibaren 2010’a dek gazete ve dergilerde anı, makale, söyleşi ve röportajlar yazdım. Yaşanmış anılardan yola çıkarak ilk çocuk ve gençlik öykü kitaplarımı kaleme aldım. Kitap okumanın önemi konusunda söyleşi için gittiğim okullarda kitaplarımın öğretmenler tarafından beğenilmesi nedeniyle yazdığım çocuk kitaplarımın sayısı arttı. Katıldığım kitap fuarlarında öğrencilerle bol bol sohbet etme olanağı buluyordum. Örneğin benim tüm kitaplarımı okuyan öğrencilerden birkaçı Kocaeli Kitap Fuarı’nda fıkra, bilmece ve bulmaca kitapları yazmamı istediler… Ben de çok kısa sürede onlar için bu kitapları hazırladım. Hatta benden korku içeren macera kitapları yazmamı isteyen çok öğrenci oldu. Şiddet ve korku içeren hiç öykü yazmadım, yazmak da istemem. Çocukların bu isteğini son yıllarda fantastik ve bilim kurgu tarzında macera ve heyecanla besleyerek çocuk öyküleri yazmaya başladım. Hatta bazı çocuk öykülerimi oyunlaştırıyorum. Şu anda on iki tane bu tarzda öyküm mevcut. Şiir yazmayı da çok seviyorum. 500’ün üzerinde şiirim var. Bazı şiirlerim bestelendi. İz bırakmış kişilerin tanıtımını içeren kitapları da yazmayı çok seviyorum. Örneğin TÜRKAN SAYLAN’I tanıtan 300 sayfalık “Türkan Saylan Zemheri Ayazında Kış Güneşi” anı kitabımı kısa süre önce bastırdım. Ayrıca severek, isteyerek annem ve babama ithafen on yıl önce yazdığım ilk romanım olan YUMAKLAŞAN YAŞAM’ın şu anda ikinci cildini yazmaktayım. Bu romanımın ilk cildi Malatya’nın 1930’lu yıllarında yaşayan annem ve babamın çocukluk yıllarını anlatıyor. Yani aile romanı. Bu romanımı dört cilt olarak düşünüyorum.

Kaç kitabınız var ve neden daha çok çocuklara yönelik kitaplar yazıyorsunuz?
27 kitabım var. Kitaplarımın çoğu çocuk kitabı. Hatta ikinci ve üçüncü baskılarını yaptığım çocuk kitaplarım da bulunuyor. Çocuklara yönelik kitap yazmamın ana nedeni onları çok seviyorum. Ayrıca emekli olduktan sonra da Kocaeli temsilciliğini yürüttüğüm Öğretmen Dünyası Dergisi’nin Ayda Bir Kitap Okuma Projesi’ni ilk ve ortaokullarda yaşama geçirmek amacıyla Millî Eğitim Müdürü’nün de isteği üzerine okullarda söyleşi yaptım. Bu söyleşiler dört yıl sürmüştü. Küçük çocukları bu sürede çok iyi tanıdım. Ardından çocuk kitapları yazmaya başladım. Onlarla birlikte olmak beni son derece sevindiriyor. Ayrıca onlarla sohbet etmek, bilgi alışverişi yapmak, öğrencilerimizin neden kitap okumaları gerektiği üzerinde durmak ve onların sorunlarını dinleyerek çözüm üretmek çok zevkli bir çalışma.
Siyasetçi olmayı hiç düşündünüz mü?
Ben siyasetin kirli olduğuna inandığım için hep uzak kalmaya çalıştım. Fakat eşim siyasetin içinde olduğundan zorunlu olarak onun ısrarıyla birkaç dönem bir partinin belde başkanlığını üstlenmiştim. Ayrıca partinin de eğitim komisyonu başkanlığını üç yıl yürüttüm.
Tüm partilerde benim gözlemlediğim kadarıyla eleştiriye ve değişime açık olmayan yönetim kadroları yer alabiliyor. Gerçekleri konuşanları dışlıyorlar. Bu nedenle de partiler kendini yenileyemiyor. Oysa parti içinde çok değerli kişiler olduğunu biliyorum. Keşke bu kişiler değerlendirilebilse…
Birçok sivil toplum kuruluşunda görev aldığınızı biliyoruz. Hangisinden en çok etkilendiniz?
İlk tanıdığım ve görev aldığım sivil toplum kuruluşu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’dir. Benim ilk göz ağrım ve en çok etkilendiğim dernektir Çağdaş Yaşam. Tabii ki bunda derneğin genel merkez kurucu başkanı Türkan Saylan’ın kişiliğinin büyük payı olduğunu düşünüyorum. Onu tanıdığım için de kendimi çok şanslı görüyorum. Kocaeli Şubesi’nin kurucu başkanı Gülşen Müstecaplıoğlu’yla birlikte yönetimde çalıştığım o dört dönemde ben dernekçiliği öğrendim. Yaz Okulları, Kış Okulları ve Çocuk Kulübü’nde hem koordinatörlük yapmış hem de Türkçe, İngilizce ve drama derslerine girmiştim. Daha sonra Köseköy’de 2000 yılında Gülşen Müstecaplıoğlu tarafından engelli çocukları eğitmek amacıyla KEREM (Kocaeli Eğitilebilir Rehabilitasyon Merkezi) kurulmuştu. Burada da iki dönem yönetimde çalışırken çocuklarımıza gönüllü olarak drama dersleri vermiştim.
Ayrıca Ankara’da 2003 yılında kurulan UED (Ulusal Eğitim Derneği) genel merkez kurucu üyeleri arasındaydım. 2004’te Kocaeli Şubesi’ni açtım. Beş dönem şube başkanlığını üstlendim. Çünkü bir öğretmen olarak eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek gerektiğine inanıyordum. Bu dönemde birçok eğitim projesi hazırlanarak yaşama geçirildi. En önemlisi de “Ayda Bir Kitap Okuma Projemiz” Millî Eğitim Bakanlığı tarafından beğenilmiş, Türkiye’deki tüm ilköğretim okullarında uygulanmaya başlamıştı.
Bu arada Ankara’da Av. Şenal Sarıhan 2000 yılında Cumhuriyet kazanımlarını, kadın haklarını korumak ve güçlendirmek amacıyla 29 Ekim Kadınları Derneği’ni kurmuş ve şubeler açmaya başlamıştı. Kocaeli’de birçok dernek açan Gülşen Müstecaplıoğlu bu derneğin şubesini açınca iki dönem yönetimde çalıştım.
Bir de KOŞYAD (Kocaeli Şairler ve Yazarlar Derneği)’ın şu anda yönetiminde çalışıyorum. ADD (Atatürkçü Düşünce Derneği) Kocaeli ve İzmit şubelerinin de üyesiyim.
Gençlerle aranız nasıl?
Tek kelimeyle harika! Çocukları ne kadar çok seviyorsam gençleri de o kadar çok seviyorum. Onlarla sohbet etmek benim için güzel bir duygu. Özellikle ortaokuldan mezun ettiğim öğrencilerle yıllar sonra yolda, marketlerde, kitap fuarlarında, hastane vb. yerlerde karşılaşıyoruz. Çoğunlukla onlar beni tanıyorlar. Çünkü onlar çok değişmiş, bizler ise sadece yaş almış oluyoruz. Birbirimizin telefonlarını alıp ara ara görüşüyor ve mesajlaşıyoruz. Büyük bir çoğunluğu evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmış oluyor. Eşleri ve çocuklarıyla her kitap fuarında karşılaşıyor ve sohbet ediyoruz. Düşünebiliyor musunuz, bir öğretmen için bu karşılaşma anları ne büyük bir mutluluk…
En son yazdığınız türkan saylan zemheri ayazında kış güneşi; sevgili türkan saylan’ı tanıtan ve anılardan oluşan arşiv niteliğindeki bu kitap basında çok ses getirdi. Bu kitabı yazmanızın özel bir sebebi var mıydı?
Evet, bu kitabı yazmamın birçok nedeni var. Bunu kitabımın önsözünde de belirttim. En önemli nedenlerinden biri, ülkemizde halkımızın belli bir kesiminde Türkan Saylan’ı tanımadıkları, sadece aldıkları duyumlara göre değerlendirdikleri için ne yazık ki ön yargılı bir yaklaşım olduğunu fark ettim. Oysa Türkan Hoca’yla ilgili yazılmış kitapları okusalardı, onun yazdığı kitaplara veya makalelerine göz gezdirselerdi, onu seveceklerdi. Bu ön yargıyı kırmak için bu kitabı yazmaya karar verdim. Bunu da sevgili Türkan Saylan Hoca’mı tanıyan yol arkadaşlarından ve Kardelenlerden anı toplayarak ve hocamın kaleminden dökülenlere de yer vererek yazmaya başladım. Tam beş yılımı aldı fakat değdi diye düşünüyorum. Sevgili Türkan Hoca’mdan çok şey öğrendim. Umarım ona olan borcumu ödemişimdir…
Yeni çalışmalarınız var mı?
Evet, yeni çalışmalarım var. 2016 yılında birinci cildini bastırdığım bir aile romanım olan “Yumaklaşan Yaşam”ın ikinci cildine altı ay önce başlamıştım ve devam ediyorum. En geç iki yıl içinde bitirmeyi hedefliyorum. Çünkü bu romanı dört cilt olarak tasarladım. Bakalım hayırlısı. Ara ara da çocuk ve edebiyat dergilerine fantastik çocuk öyküleri, şiir ve makale yazıyorum. Yani yazma aşkım devam ediyor.

Okurlarınıza ne söylemek istersiniz?
Öncelikle TIME DERGİSİ olarak beni ve kitaplarımı okurlarımızla buluşturduğunuz için sizlere çok teşekkür ediyorum. Türkiye’de en çok okunanlardan olan derginizin yayın kurulunu da içtenlikle kutluyorum.
Okurlarımdan bol bol kitap okumalarını istiyorum. Ayrıca web sayfamı incelerlerse ve beğendikleri bir kitap olursa benimle iletişime geçebilirler. İsterlerse imzalayıp kargoyla adreslerine gönderebilirim. Çocuk ve gençlik kitaplarımın yanı sıra özellikle “Türkan Saylan Zemheri Ayazında Kış Güneşi” kitabımı edinmelerini çok isterim. Bu kitabımın maliyetinin dışındaki gelirinin Kardelenlere kalmasını düşündüğümden basımını yapan Tunç Yayınevi’ne satılması için kitap bırakmadım. Ayrıca genişletilmiş ikinci baskı için hazırlıklara başladım. Eğer okurlarımın Türkan Saylan’la yaşanmış bir anısı varsa, aşağıda verdiğim bağlantılardan benimle iletişime geçebilirler.
Sevgilerimle…
Yorumlar (0)