Kıymetli Veliler,
Son zamanlarda hepimizin sıkça düşündüğü hatta çok sık konuştuğumuz bir konu üzerine bu yazımı sizlerle paylaşmak istedim: çocuklarımız ve ekranlar…
Bazen fark ediyor musunuz bilmiyorum… Aynı ortamda bulunan bir grup çocuğun, hatta bazen biz yetişkinlerin bile, birbirine bakmadan saatler geçirebildiği bir çağdayız. Yan yana ama uzak… Sanki başka dünyalardayız. Konuşmadan ama sürekli bir şeyler “paylaşarak” iletişim kurduğumuzu düşündüğümüz bir dönemden geçiyoruz.

Anne babalar olarak insan ister istemez şu soruyu soruyor. “Biz nerede kaybettik bu bağı?”
Bir eğitimci olarak ise kendime sık sık şu soruyu soruyorum: Biz gerçekten yeni bir nesil mi yetiştiriyoruz, yoksa yeni bir dünyayı mı anlamaya çalışıyoruz?
Çünkü çocuklarımız ekrana bağımlı doğmadı. Ama ekranların merkezde olduğu bir dünyanın içine doğdular. Bu çok önemli bir fark. Bu nedenle onları “sorun” olarak görmek yerine, içinde bulundukları sistemi anlamaya çalışmak daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
Biraz durup birlikte düşünelim… Bir çocuk neden ekrana yönelir?
Sadece eğlenmek için mi? Yoksa orada kendini daha iyi hissettiği için mi?
Bugün birçok çocuk için ekran; sadece bir araç değil, aynı zamanda bir kaçış alanı. Gerçek hayatta bulamadığı başarı hissini, kontrol duygusunu ya da ait olma ihtiyacını bazen orada bulabiliyor. Bir oyunda ilerlemek, bazen duyulmamış bir “aferin” in yerini tutabiliyor. Bu noktada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Çocuk ekrana mı kaçıyor, yoksa biz mi onun kaçmasına sebep olacak boşluklar bırakıyoruz?

Bu sorunun cevabı kolay olmayabilir ama oldukça kıymetlidir. Çünkü mesele sadece “ekran süresi” değil. Mesele, ekran dışındaki hayatın ne kadar güçlü olduğu. Eğer bir çocuk anlaşılmıyorsa, yeterince görülmüyorsa, kendini ifade edebileceği güvenli bir alan bulamıyorsa… Ekran onun için doğal bir sığınak haline gelir.
Peki, çözüm ne? Ekranı tamamen yasaklamak mı?
Açık konuşmak gerekirse bu artık çok gerçekçi değil. Çünkü ekranlar hayatın bir parçası. Ancak yönetilebilir. Daha doğrusu, çocuklarımıza yönetmeyi öğretebiliriz.
Burada en önemli nokta: kontrol etmek yerine rehberlik etmek.
“Bunu kapat” demek yerine, “Ne izliyorsun, bana da gösterir misin? Orada ne yapıyorsun, bana da anlatır mısın?” demek… Birlikte izlemek, birlikte konuşmak, birlikte anlamaya çalışmak… Bu küçük anlar, aslında büyük bir bağ kurar. Ekranı yalnızlık alanından çıkarıp bir paylaşım alanına dönüştürebilir.
Unutmayalım; çocuklar sınırdan ve kurallardan önce ilişkiye bakar. İlişki güçlü ise sınırlar daha kolay kabul edilir. Ama bağ zayıfsa, en katı kurallar bile işe yaramaz.
Ve belki de en önemli sorulardan biri: Biz nasıl bir modeliz?
Çocuklarımıza “telefonu bırak” derken, bizim de ekranla kurduğumuz ilişki onların en güçlü öğrenme kaynağıdır. Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.
Bu nedenle ekran meselesi aslında sadece çocuklarımızın değil, hepimizin meselesi.
Bu yazıyı bir uyarı olarak değil, birlikte düşünmeye bir davet olarak görmenizi isterim. Çünkü çocuklarımız kaybolmuş bir nesil değil… Sadece farklı bir dünyada büyüyorlar. Onları bu dünyadan koparmak yerine, o dünyayı anlamaya çalıştığımızda; yasaklarla değil bağ kurarak ilerlediğimizde; ekranın arkasındaki çocuğu gerçekten gördüğümüzde… İşte o zaman her şey değişmeye başlar.
Sevgi ve saygılarımla,
Yorumlar (0)