18 Haziran’da, Aslı ile birlikte kendimizi bir kez daha Paris’te bulduk. Ancak bu seyahatin amacı sadece Seine Nehri boyunca yürümek, şehrin eşsiz pasajlarında kaybolmak ya da Paris kafelerinde uzun kahvaltılar yapmak değildi.
Bu kez bizi Paris’e çağıran çok özel bir isim vardı: Carl Cox.
20 Haziran Cumartesi günü elektronik müziğin yaşayan efsanesi Carl Cox, Fransa’nın en etkileyici yapılarından biri olan Chantilly Şatosu’nda sahne alacaktı. İşin ilginç yanı ise tam bir yıl önce doğum günümüzü yine aynı yerde kutlamış olmamızdı. Geçtiğimiz yıl aynı tarihte, aynı atmosferde sahnede Solomun vardı.
Demek ki bazı gelenekler kendiliğinden oluşuyor.
Bu yıl sahnede Carl Cox olunca, karar vermek hiç zor olmadı. Bavullar hazırlandı, uçak biletleri alındı ve bir kez daha Paris yollarına düştük.
Aslında planımız geçen yılın neredeyse aynısıydı. Cumartesi akşamı Chantilly Şatosu, pazar günü öğle saatlerinde Ibiza’ya uçuş ve akşamında dünyanın en yeni ve en çok konuşulan kulübü UNVRS’te Carl Cox residency gecelerinin açılışı…
Geçen yıl Solomun’dan çıkıp ertesi sabah Ibiza’ya geçmiş, Carl Cox’un açılış gecesine katılmıştık. Bu yıl ise daha da özel bir senaryo bizi bekliyordu: Paris’te Carl Cox, ertesi gün Ibiza’da Carl Cox…
Arka arkaya iki gün boyunca elektronik müzik tarihinin en önemli isimlerinden birini dinlemek, bir müzik tutkunu için bundan daha güzel bir doğum günü hediyesi olabilir miydi?
“Paris, Her Defasında Başka Bir Hikâye”
Paris’e kaç kez giderseniz gidin, şehir size her seferinde başka bir yüzünü gösteriyor. Bu ziyaretimizde Eyfel Kulesi’ne çıkmak ya da Louvre önünde uzun kuyruklara girmek gibi planlarımız yoktu. Paris’i bu kez turist olarak değil, eski bir dostu ziyaret eder gibi yaşadık.
Sabahları rastgele bir sokağa sapıyor, öğleden sonraları tarihi pasajlarda dolaşıyor, akşamları ise kendimizi küçük bir Paris bistrosunda buluyorduk.
Galerie Vivienne, Passage des Panoramas ve Palais Royal çevresinde yaptığımız yürüyüşler, şehrin o klasik Paris ruhunu bir kez daha hissettirdi. Bir köşe başında akordeon sesi, diğerinde kahve kokusu…
Paris, bazen hiçbir şey yapmadan saatlerce yürümek için dünyanın en güzel şehri olabilir. Tabii gastronomi kısmı da Paris seyahatlerinin vazgeçilmezlerinden biri. Bu kez unutulmaz akşamlarımızdan biri, fondü ve raclette üzerine uzmanlaşmış bir restoranda geçti.
Masanın ortasında eriyen peynirler, taze ekmekler ve uzun sohbetler…
Raclette, Paris’e gelen herkesin en az bir kez deneyimlemesi gereken tatlardan biri. O akşam anladık ki Fransızlar peynir konusunu gerçekten çok ciddiye alıyor.
Paris Sıcaktan Kavrulurken…
Bu seyahatin bir başka ilginç tarafı ise Fransa’nın son yılların en sert sıcak hava dalgasını yaşadığı günlere denk gelmesiydi.
Paris adeta nefes alıyordu.
Şehrin meydanları, metro istasyonları ve kafeleri normalden çok daha sakindi. Gündüz saatlerinde sıcaklık bunaltıcı seviyelere ulaşıyor, insanlar gölge arıyordu. Ancak Paris’in büyüsü biraz da burada saklı. Hava ne olursa olsun, Seine kıyısında oturup şehri izlemekten, küçük bir kafede kahvenizi yudumlamaktan ya da akşam saatlerinde sokakların serinlemesini beklemekten vazgeçmiyorsunuz.
Chantilly Şatosu’nda Carl Cox: Ve beklenen gün…
Chantilly Şatosu, Fransa’nın en etkileyici tarihi yapılarından biri. Geniş bahçeleri, göletleri ve görkemli mimarisiyle başlı başına bir destinasyon. Ancak o akşam tarihi duvarların arasında başka bir tarih yazılıyordu. Binlerce insan gün batımını beklerken, sahnenin arkasında yükselen şato silueti ortaya kartpostallık görüntüler çıkarıyordu.
Carl Cox sahneye çıktığında kalabalığın enerjisi bir anda değişti. Beş saat boyunca temposunu bir an olsun düşürmeyen Cox, neden hâlâ bu gezegenin en büyük DJ’lerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Yıllardır sahnede olan bir sanatçının hâlâ aynı heyecanla performans sergilemesi gerçekten etkileyiciydi.
Ses sistemi kusursuzdu. Atmosfer kusursuzdu. Müzik kusursuzdu. Ve bir kez daha anladık ki Carl Cox sadece müzik çalmıyor; bulunduğu her yerde bambaşka bir enerji yaratıyor.



Paris’e Gideceklere 15 Öneri
Paris elbette birkaç maddeyle anlatılabilecek bir şehir değil. Ancak ilk kez gidecekler için öne çıkan 15 öneriyi sizin için sıraladık:
1. Eyfel Kulesi’ni gündüz ve gece ayrı ayrı görün.
2. Seine Nehri’nde tekne turuna çıkın.
3. Louvre Müzesi’ne en az yarım gün ayırın.
4. Montmartre ve Sacré-Cœur’ü keşfedin.
5. Champs-Élysées boyunca yürüyün.
6. Galerie Vivienne gibi tarihi pasajları ziyaret edin.
7. Notre-Dame çevresinde vakit geçirin.
8. Latin Mahallesi’nde kaybolun.
9. Bir Paris kafesinde uzun bir kahvaltı yapın.
10. Raclette ve fondü deneyin.
11. Gün batımını Trocadéro Meydanı’ndan izleyin.
12. Le Marais bölgesini keşfedin.
13. Moulin Rouge çevresinde akşam yürüyüşü yapın.
14. Versailles Sarayı’nı günübirlik ziyaret edin.
15. Hiçbir plan yapmadan sadece yürüyün.
Paris’in güzelliği biraz da budur; ne kadar plan yaparsanız yapın, sizi en çok etkileyen anlar genellikle plansız yaşanır.
Rotamız: Ibiza
Pazar sabahı… Valizler toplandı ve öğle uçağıyla Ibiza’ya doğru yola çıktık. Henüz birkaç saat önce Paris’teydik; akşam olduğunda ise kendimizi dünyanın eğlence başkentinde bulduk.
Ve o gece… UNVRS. Dünyanın en çok konuşulan yeni kulübü.
Carl Cox residency gecelerinin açılışı. Carl Cox, “All Night Long” konseptiyle yaklaşık sekiz saat boyunca sahnede tek başınaydı. UNVRS’in prodüksiyonu, ışık sistemi ve ses kalitesi bugüne kadar gördüğümüz en etkileyici kulüp deneyimlerinden biriydi.
İnsanlar dünyanın dört bir yanından gelmişti. Kimileri yıllardır Carl Cox dinliyordu, kimileri ise onu ilk kez canlı izlemenin heyecanını yaşıyordu. Sekiz saat boyunca tek bir an bile temposunu kaybetmeyen bir performans…
Bazı isimler sadece DJ değildir. Carl Cox, elektronik müziğin yaşayan hafızasıdır.
Ibiza: Sadece Kulüplerden İbaret Değil
Ibiza denince çoğu kişinin aklına ilk olarak gece hayatı geliyor. Oysa ada, bundan çok daha fazlası. Uzun yıllardır ve defalarca geldiğimiz Ibiza’da her seferinde yeni bir şey keşfediyoruz.
Bu kez dört gün boyunca motor kiralayarak adanın farklı bölgelerini dolaştık. Bir sabah Cala Comte’de denize girdik, başka bir gün Santa Gertrudis’te kahve içtik, akşam üzeri Es Vedrà manzarasını izledik.
Ibiza’nın en güzel tarafı, gündüz ve gece arasında iki farklı karaktere sahip olması. Gündüz huzurlu ve sakin…
Gece ise dünyanın en enerjik noktalarından biri.


Ibiza’ya Gideceklere 15 Öneri
1. Es Vedrà gün batımını mutlaka izleyin.
2. Cala Comte plajında denize girin.
3. Cala Salada’yı keşfedin.
4. Dalt Vila’da yürüyüş yapın.
5. Santa Gertrudis’te kahve molası verin.
6. Formentera’ya günübirlik geçin.
7. Las Dalias Hippy Market’i ziyaret edin.
8. Portinatx bölgesini görün.
9. San Antonio gün batımını deneyimleyin.
10. Ushuaïa ve Hï Ibiza’yı ziyaret edin.
11. UNVRS’te en az bir gece geçirin.
12. Adada motor kiralayın.
13. Küçük koyları keşfetmek için erken saatlerde yola çıkın.
14. Yerel deniz ürünlerini deneyin.
15. Gün batımında hiçbir şey yapmadan sadece denizi izleyin.
Ibiza’ya Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler
Yaz aylarında rezervasyonlarınızı aylar öncesinden yapın.
Araç veya motor kiralamayı önceden planlayın.
Popüler kulüpler için biletleri önceden alın.
Gündüz sıcaklarına karşı mutlaka su taşıyın.
Es Vedrà ve plajlar için rahat ayakkabı tercih edin.
Ada küçük görünse de ulaşım düşündüğünüzden uzun sürebilir.
Gece hayatı kadar gündüz rotalarına da zaman ayırın.
Son Söz
Bir doğum günü… Paris. Chantilly Şatosu. Carl Cox. Ertesi gün Ibiza. UNVRS.




Ve bir kez daha anladık ki bazı seyahatler sadece gidilen yerlerle hatırlanmıyor; yaşattıkları duygularla hafızalarda yer ediyor.
Belki yıllar sonra bu satırları tekrar okuduğumuzda aklımızda ilk olarak Carl Cox’un yükselen bass çizgileri, Chantilly Şatosu’nun gün batımı ya da Ibiza sabahının tuz kokusu kalacak.
Ama bildiğimiz bir şey var: Bazı doğum günleri gerçekten unutulmuyor.
Yorumlar (0)