Eskiden medikal estetikte yüzü değerlendirirken elimizde üç temel şey vardı: gözümüz, elimiz ve anatomi bilgimiz. Şimdi bunlara bir de oldukça güçlü bir yardımcı eklendi: ultrason. Yani artık bazı durumlarda yalnızca yüzeyden bakıp “burada şu yapı olmalı” demek yerine, gerçekten cildin altına bakabiliyoruz.

Bir anlamda medikal estetikte “tahmin dönemi” giderek yerini görüntüleme dönemine bırakıyor. Peki bu ne demek?

Öncelikle şunu söyleyeyim: Ultrasonlu dolgu dediğimiz şey, filmlerdeki gibi ekrana bakıp joystick ile dolgu yapmak değil. Keşke o kadar kolay olsa! Ultrason burada hekimin üçüncü gözü gibi çalışıyor. Yüzümüz sandığımız kadar standart değil.

Anatomi kitaplarını açtığınızda damarların, kasların ve yağ paketlerinin oldukça düzenli çizildiğini görürsünüz. Gerçek hayatta ise işler biraz daha yaratıcıdır. Her insanın yüzü farklı olduğu gibi, damarlarının seyri de birebir aynı değildir. Bir kişide belirli bir noktadan geçen damar, başka bir kişide birkaç milimetre farklı bir yerden ilerleyebilir.

Birkaç milimetre kulağa önemsiz gelebilir. Fakat yüz dolgularında bazen o birkaç milimetre oldukça önemlidir. İşte ultrasonun güzel tarafı burada başlıyor. Uygun vakalarda cildin altındaki bazı anatomik yapıları, damarların seyrini ve daha önce yapılmış dolguları değerlendirebiliyoruz. Kısacası yüz bize bir hikâye anlatıyorsa, ultrason bazen o hikâyenin dipnotlarını okumamızı sağlıyor.

“Doktor Hanım, benim eski dolgum hâlâ duruyor mudur?”

“Hocam üç yıl önce göz altı dolgusu yaptırmıştım ama ne marka olduğunu bilmiyorum.”

“Beş yıl önce şakağıma bir şey yapılmıştı.”

“Burada hâlâ dolgu mu var, yoksa benim kendi dokum mu?”

Bazen hastalar yüzlerinde yıllar önce neler yapıldığını gerçekten hatırlamıyor. Hatta bazen kullandıkları ürünün adını hiç bilmiyorlar. Ve dolgu dünyasında küçük bir dedektiflik hikâyesi başlıyor. İşte ultrason burada oldukça yardımcı olabiliyor.

Bazı dolgu materyallerini ve bulundukları doku planlarını ultrasonla değerlendirmek mümkün olabiliyor. Böylece yeni bir işlem planlamadan önce, “Acaba burada hâlâ eski ürün var mı?” sorusuna daha fazla veriyle yaklaşabiliyoruz. Bence bunun en güzel taraflarından biri şu: Bazen yapılacak en doğru işlem, yeni bir şey eklemek değil; önce orada ne olduğunu anlamaktır. Dolguyu eritmeden önce de haritaya bakmak iyi fikir olabilir.

Bir başka konu da dolgu eritme işlemleri. Hyalüronik asit dolgular gerektiğinde hyaluronidaz adı verilen bir enzimle eritilebiliyor. Ama düşünün: Bir odada ışığı kapattınız ve belirli bir objeyi bulmaya çalışıyorsunuz. Bulabilirsiniz. Ama ışığı açarsanız işiniz biraz daha kolaylaşır. Ultrasonu bazen buna benzetiyorum.

Özellikle geçmişte birden fazla işlem yapılmış, uzun süredir şişliği olan veya dolgunun tam olarak hangi planda bulunduğu belli olmayan kişilerde görüntüleme tedavi planını daha hedefli hale getirebilir.

Tabii burada önemli bir detay var: Ultrason her hastada şart değildir. Her dolgu işlemi öncesinde “Ultrason getirin!” diye koşmuyoruz. İyi hekimlik zaten biraz da hangi teknolojiyi ne zaman kullanmayacağınızı bilmekle ilgilidir.

Peki ultrason dolguyu tamamen güvenli yapıyor mu?

Keşke tıpta böyle sihirli cümleler kurabilsek. “Ultrason kullandık, artık hiçbir risk yok.” Hayır. Medikal estetikte böyle bir garanti yok. Ultrason bir güvenlik aracı olabilir ama güvenli uygulamanın kendisi değildir.

Güvenlik; anatomi bilgisi, doğru hasta seçimi, doğru ürün, doğru enjeksiyon planı, uygun teknik ve gerektiğinde komplikasyonu hızla tanıyabilmenin birleşimidir. Ultrason ise bunların yanına eklenen oldukça değerli bir teknoloji.

Bir otomobilde navigasyon olması sürücünün iyi araba kullanmasına olan ihtiyacı ortadan kaldırmıyorsa, ultrason da hekimin anatomi bilgisine olan ihtiyacı ortadan kaldırmaz. Ama kabul edelim: Navigasyon olması güzel. Şakak, göz altı, burun… Yüzde bazı bölgeler diğerlerinden daha karmaşık.

Şakak, göz çevresi, burun ve orta yüz gibi alanlarda damar anatomisi özellikle önem taşıyor. Ayrıca yıllar önce yapılmış göz altı dolgularının neden olduğu uzun süreli şişlikler veya “Ben burada hâlâ dolgu hissediyorum” şikâyetleriyle gelen hastalarda ultrason değerlendirmesi çok değerli bilgiler sağlayabiliyor.

Bazen hasta aynada bir şişlik görüyor ve doğal olarak ilk düşüncesi:

“Biraz daha dolgu mu lazım?”

Oysa cevap tam tersi olabilir. Bu nedenle medikal estetikte benim en sevdiğim sorulardan biri artık şu:

“Ne yapabiliriz?” değil, “Önce burada ne var?”

Çünkü iyi bir tedavi planının başlangıcı bazen enjeksiyon değil, doğru değerlendirmedir. Medikal estetiğin geleceği biraz daha “görerek” olacak. Medikal estetik son yıllarda oldukça değişti. Bir dönem estetik uygulamalar daha çok “hangi bölgeye kaç mililitre?” üzerinden konuşuluyordu. Bugün ise giderek daha fazla;

“Bu hastanın anatomisi nasıl?”

“Bu bölgede daha önce ne yapılmış?”

“Gerçekten dolguya ihtiyacı var mı?”

“Daha az ürünle daha doğal bir sonuç mümkün mü?” sorularını konuşuyoruz. Ben bu değişimi çok değerli buluyorum. Çünkü iyi medikal estetik, yüzü değiştirmekten çok yüzü anlamakla başlıyor. Ultrason da tam olarak bunun araçlarından biri.

Bir başka deyişle: Eskiden sadece aynaya bakıyorduk. Şimdi gerektiğinde biraz da perdenin arkasına bakıyoruz.