Sanat tarihiyle başlayan yolculuğunu seramikle şekillendiren Nilay Altuncu, bugün Auroray Art’ta insanları sanatla, üretimle ve hayatın keyifli anlarıyla buluşturuyor.

Seramiği yalnızca bir sanat dalı değil, insanın kendisine ait bir dünya yaratmasının yolu olarak gören Altuncu ile sanatla kurduğu bağdan Auroray Art’ın ruhuna, atölyelerinden gelecek hayallerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Nilay Altuncu kimdir?

Ben sanat tarihi lisans mezunuyum. Bunun üzerine İstanbul’da seramik eğitimi aldım. Bandırmalıyım :) Kendimi biraz deli dolu, renkli, İkizler burcu ve çabuk sıkılan biri olarak tanımlayabilirim. Bir şey beni heyecanlandırmıyorsa uzun süre devam edemiyorum; ancak bir işi yarım bırakmayı da sevmem. Hırslı biri değilim; yapamadığımda “Demek ki olmayacak.” deyip bırakabilirim. Seramik ise beni hiç sıkmadı. Özellikle elle şekillendirmede, kalıp kullanmadığınız sürece aynı şeyi birebir ikinci kez yapmak mümkün değil. Her parça farklı oluyor. Belki de seramikle bağımın asıl nedeni bu: Her seferinde aynı şeyi yapıyor gibi görünürken aslında hiçbir zaman aynı şeyi yapmıyorsunuz.

Sanat sizin hayatınıza ne zaman girdi?

“Sanat hayatıma ne zaman girdi?” yerine “Sanat hayatımda neden hep vardı?” demek daha doğru. 2010’da sanat tarihi okumaya başladığımda sanat zaten hayatımın bir parçası oldu. Yapıları, dönemleri ve insanların bıraktığı izleri seviyordum. Dünyalar yıkılıyor, medeniyetler yok oluyor ama geriye seramikler, çömlekler, mühürler kalıyor. Bu yüzden öğrencilerime ilk derste mühür bastırıp “Sizden bir iz olsun.” diyorum. Seramiğin hayatımda şekillenmesi Down sendromlu çocuklarla yaptığım çalışmalarla başladı. Bir iftar yemeğinde Dünya Kromozom Kardeşliği Derneği ile tanıştım; seramik eğitimi aldığım dönemde çocuklarla birlikte çalışmak istediğimi söyledim. Her hafta dersler verdim, birlikte sergi yaptık; sergilerimizde büyükşehir belediye başkanı ve ilçe belediye başkanları da yer aldı. Böylece seramiğin yalnızca üretim değil, insanlar arasında bağ kurmanın da bir yolu olduğunu gördüm. Sonrasında evimde ve İzmit’te farklı mekânlarda atölyeler düzenledim, farklı kafelerle iş birlikleri yaptım ve yaklaşık yedi ay önce kendi sanat alanımı açtım.

Sizi kendi sanat alanınızı kurmaya iten neydi?

En basit cevabım: Yoruldum. Farklı yerlerde workshoplar düzenlemek ve sürekli gidip gelmek güzel bir deneyimdi ama kendi alanımın olmasını istedim. İnsanların bir araya gelebileceği, sadece seramik değil farklı sanatlarla tanışabileceği, sohbet edip nefes alabileceği bir yer hayal ettim. Bu nedenle alanı tek bir sanat dalına bağlı bırakmadım; seramikten cama, mumdan çantaya, pastadan parfüme kadar farklı üretim alanlarını bir araya getiriyorum. Burası biraz benim sanat inim oldu; daha güzeli, öğrencilerimin de burayı kendi sanat ini olarak görmeye başlaması.

Sanat merkezinizin nasıl bir ruhu var?

Tek kelimeyle “huzur”. Bazen başka yerde oturmak yerine “Hadi benim yere gidelim.” diyorum; buraya gelmek istiyorum. Buraya gelenler de “Sanki Ege’ye gelmişiz gibi hissediyoruz.” diyor. İncir ağacının altında, hafif esintiyle biraz yavaşlamış hissettiren bir ruhu var. Bu yüzden burasını sadece yap alanı değil, yöresel lezzetlerin de bulunduğu, ismine münhasır Arada Caffe’nin yer aldığı bir kafe olarak da kurguladım. Bandırma Tostu, Tirilye’den gelen doğal dondurması ve bulunmayacak birkaç lezzeti buluşturuyorum. Sadece sanat için gelinsin istemiyorum; burası aynı zamanda bir buluşma noktası. Sadece otur, keyfine bak ;)

Atölyelerinizde nasıl bir anlayışınız var?

En önemli prensibim: Herkes kendi bildiği işi yapsın. Seramik ve vitray gibi alanlarda kendim atölyeler düzenliyorum; çanta boyama, pasta, parfüm ve cam gibi alanlarda ekip arkadaşlarımla ve uzmanlarla çalışıyorum. Örneğin cam atölyelerinde bakanlıkta görev yapan, alanında çok deneyimli hocalardan destek alıyoruz. Amacım “Nilay her şeyi öğretsin” değil; insanların gerçekten iyi insanlardan, iyi işler öğrenmesi ve bundan keyif alması.

Günümüzde insanların sanatla uğraşmak için kendilerine alan açması neden önemli?

Çok fazla kaos, mutsuzluk, stres ve ekonomik kaygının içinde yaşıyoruz. İnsanlar sürekli bir şeylerin peşinden koşarken kendilerine az alan bırakıyor. Benim hayatım da sadece sanattan ibaret değil. Sanat tarihi mezunuyum ama yaklaşık sekiz yıldır bir ortodonti kliniğinde çalışıyor ve klinik müdürlüğü yapıyorum; daha önce de uzun yıllar idari işlerde ve muhasebede çalıştım. Bu nedenle iş, sorumluluk ve günlük koşuşturmayı biliyorum. Yine de insanın kendisine ait bir uğraşı olması gerektiğine inanıyorum. Sürekli “gez, yemek ye, alışveriş yap” döngüsü bana yeterli gelmiyor. Seramik, balık tutmak, denize açılmak… Ne olduğu önemli değil; insanın üretmesi, bir şeye dokunması ve kendini başka bir dünyaya taşıması gerekiyor. Ben bunu şöyle söylüyorum: Ya denize açılın ya seramik yapın. Ama mutlaka kendinize ait bir dünya yaratın.

Bir eğitmen olarak neyi değiştirmek istiyorsunuz?

Kimseyi değiştirebileceğime inanmıyorum; çünkü hepimiz zaten her yıl değişiyoruz. Bir yerde okuduğum hikâyede, uzun evliliğin sırrı “Her yıl eşimin değişeceğini düşünerek onu yeniden sevmeyi öğrendim.” diye anlatılıyordu. Bence insanlarda da böyle. Değiştirmeye çalışmak yerine değişen insanlara dokunmak önemli. Ben birinin hayatına küçük bir an dokunmak istiyorum. Kötü, sinirli veya üzgün bir gün geçiren biri atölyeye gelip ellerini çamura soktuğunda başka bir dünyaya geçiyor. Çamurun insanın eline, zihnine ve ruhuna aynı anda dokunan bir tarafı olduğuna inanıyorum. Bazen atölyeye sinirlenerek girip çıkarken birine “Seni seviyorum ya.” dediğimi bile biliyorum. Büyük değişimler yaratmak değil, bir insanın buradan çıktığında kendini biraz daha iyi hissetmesini sağlamak istiyorum.

Sizi ve Auroray Art’ı diğer sanat atölyelerinden ayıran en önemli şey nedir?

Benim için sanatta “mükemmel olmak”tan çok, üretirken kendine izin vermek önemli. Seramik konusunda kendime güvendiğimi söyleyebilirim; Japon sanatçıların seramikteki mükemmeliyetçiliğine de her zaman hayran olmuşumdur. Burada en sevdiğim şey telafinin mümkün olması. Sanat biraz da telafi işi: bozuyorsunuz, yeniden yapıyorsunuz; bazen en güzel sonuç ilk yaptığınızdan değil, onun yanlışından çıkıyor. Auroray Art’ı farklılaştıran önemli unsurlardan biri kafe ve atölyeyi bir araya getirmesi. İnsanların yalnızca atölyeye katılıp gitmesini değil, burayı kendilerine ait bir alan gibi hissetmesini istiyorum. Ben olmadığımda bile “Gelin, burayı kullanın.” diyorum. Bir başka hedefimiz seramiği sürdürülebilir hâle getirmek. İnsanların evine bir anda seramik fırını alması mümkün değil; bir süre devam edip kendi başına üretmek isteyenlerin fırın kullanımından faydalanabilmesini istiyorum. Yani burada yalnızca sanat deneyimi sunmuyor, üretmeye devam edebilmeniz için de alan açıyoruz.

Sanat yolculuğunuzda sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

Sanatın kendisi beni hiç zorlamadı; tam tersine güzellik ve rahatlama alanım oldu. Beni zorlayan, bir sanat alanı kurmanın arka planındaki prosedürler ve süreçlerdi. Bir hayal kurmak başka, onu kuralları, izinleri ve süreçleriyle hayata geçirmek başka. Çok şükür, karşıma çıkan zorlukları aştım. Hayallerimi hiçbir zaman ulaşılması imkânsız bir yere koymadım; adım adım ilerlemek önemliydi. Bugün “Çok büyük olacağım, çok büyük bir yer açacağım.” gibi bir hırsım yok. Auroray Art’ın daha fazla sanatla iç içe olması, daha çok sergiye ev sahipliği yapması ve insanların burayı yalnızca workshop alanı değil, sanatla buluşabilecekleri bir yer olarak görmesi benim için daha önemli. Ben büyümekten çok derinleşmek istiyorum.

Peki bundan sonrası? Nilay’ın ve Auroray Art’ın geleceğinde neler var?

Burada daha fazla sergi görmek, insanların Auroray Art’ı yalnızca “seramik yapmaya gidilen bir yer” değil; sanatla buluşabilecekleri, nefes alabilecekleri ve iyi hissedebilecekleri bir alan olarak tanımasını istiyorum. Kafe tarafını da geliştirmek istiyorum; çünkü burası benim için sanatın yanı sıra hayatın içinden bir yer. Bandırmalıyım ve çocukluğumdan, ailemden, gezdiğim yerlerden taşıdığım lezzetleri buraya getirmeyi seviyorum.

Bursa’da Trilye’de tattığım bir dondurmayı “Bu benim menümde olmalı.” diyerek buraya getirdim. Bandırma’da çok meşhur olan Tostçu Demir’in tostunu da ekledim; Ayvalık tostu değil, Bandırma’nın kendine özgü tost kültürünü taşımak istedim. Menemenimiz, tostumuz, doğal dondurmalarımız ve yöresel lezzetlerimizle burası aynı zamanda kahvaltı yapabileceğiniz, bir şeyler yiyebileceğiniz ve arkadaşınızla vakit geçirebileceğiniz bir kafe. Hayalimde sanat ve hayat birbirinden ayrı değil: Bir yanda çamur, bir yanda kahve; bir yanda sergi, bir yanda güzel bir yemek… Arada Caffe by Auroray Art biraz böyle bir yer. “Auroray” ismini sanat tarihi ve mitoloji geçmişimden dolayı seçtim. Roma mitolojisinde Aurora, şafak tanrıçasını; gökyüzünün aydınlanmasını ve günün doğuşunu temsil ediyor. Yunan mitolojisindeki karşılığı Eos ise “gül parmaklı” olarak anılıyor. Sanat tarihi okuduğum için mitolojiden gelen bir isim kullanmak istedim. İsmin içinde özellikle “O” harfinin olmasına önem verdim; danıştığım kişilerden bu harfin önemli olduğuna dair fikirler aldım, içime çok sindi.

Ben aslında çömlekçiyim; tornanın başında, çamurla çalışan biriyim. “Aurora”nın doğuş, ışık ve yeniden başlama çağrışımı bana çok yakın geldi. Sonundaki “Y” harfi de Nilay’la birleşti ve Auroray Art ortaya çıktı. Bu isim benim için yalnızca güzel duyulduğu için seçilmiş değil; sanatı, mitolojiyi, ışığı, yeniden başlamayı ve biraz da kendimi içinde taşıyor. Bundan sonraki en büyük hayalim de insanların Arada Caffe Auroray Art’a geldiklerinde sadece bir şey üretmeleri değil, kendilerinden bir parça bırakıp biraz daha iyi hissetmeleri.

Instagram: auroray_art