Öncelikle sizi tanıyalım. Bade Uça kimdir ve çocuk yogasıyla başlayan yolculuğunuz bugün nereye ulaştı?
1985 yılında İzmir’de doğdum, 16 yaşında bir kız çocuğu ve 4 kedi annesiyim. Çocuk yogası ve gelişimi, nefes, yaratıcı drama ve farkındalık konuları hakkında sayısız eğitimler almış çocuk yogası, nefes ve yaratıcı drama alanlarında çalışan bir eğitmenim. Çocuklarla başlayan yolculuğum zamanla eğitmen eğitimlerine ve çocuklarla çalışan yetişkinler için materyaller geliştirmeye uzandı. Bütün çalışmalarımın ortak noktası; çocukların dünyasına hareket, oyun, hikâye ve hayal gücüyle ulaşabilmek.
Çocuk yogası nedir? Bir çocuk yoga dersine girdiğinde onu nasıl bir dünya karşılıyor?
Çocuk yogası, yetişkin yogasının küçültülmüş hali değil. Yoga pozlarını oyun, hikâye, nefes, yaratıcı drama ve hayal gücüyle birleştiriyoruz. Çocuk bir anda ağaca, kelebeğe ya da aslana dönüşebiliyor. Böylece hareket ederken aynı zamanda dinliyor, düşünüyor, hayal ediyor ve hikâyenin bir parçası oluyor.
Çocuk yogasının çocuklara en önemli katkıları sizce neler?
Beden farkındalığı, denge ve koordinasyonun yanında dikkat, yaratıcılık ve kendini ifade etme alanlarını da destekleyebiliyoruz. Benim için önemli olan kusursuz yoga pozları değil; çocuğun bedenini tanıması, duygularını fark etmesi, hareket etmesi ve kendini özgürce ifade edebilmesi.
Çalışmalarınızda nefesin özel bir yeri var. Bir çocuğa nefes çalışması öğretmek neden önemli?
Nefes, çocuğun her zaman yanında taşıdığı bir araç. Ancak “Derin nefes al, sakinleş” demek yerine bunu oyunlaştırmak gerekiyor. Çiçek koklayıp mum söndürmek, arı gibi ses çıkarmak veya bir materyali takip ederek nefes almak çocuk için çok daha anlaşılır. Böylece nefes farkındalığını günlük yaşamına da taşıyabiliyor.

Siz aynı zamanda yeni çocuk yogası eğitmenleri de yetiştiriyorsunuz. Eğitimlerde en çok neyin üzerinde duruyorsunuz?
Bir çocuk yogası eğitmeninin yalnızca pozları bilmesi yeterli değil. Yaş grubuna uygun iletişim kurabilmesi, hikâye ve oyun oluşturabilmesi, çocukların ilgisi dağıldığında akışı değiştirebilmesi gerekiyor. Eğitimlerimde teori kadar uygulamaya önem veriyorum. Katılımcıların yalnızca sertif ikayla değil, sahada kullanabilecekleri gerçek bir yol haritasıyla ayrılmalarını istiyorum.
Günümüzde çocukların ekranlarla ilişkisi çok konuşuluyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil; önemli olan denge. Ekransız zaman benim için yalnızca telefonu ya da tableti çocuğun önünden almak değil, yerine ilgisini çekecek bir deneyim koyabilmek. Çocuk hareket ettiğinde, dokunduğunda, hikâye kurduğunda ve oyun ürettiğinde pasif izleyici olmaktan çıkıp sürecin aktif parçasına dönüşüyor.
Yogatoon Kids tam da bu düşünceden mi doğdu? Markanın ortaya çıkış hikâyesi nedir?
Evet. Yogatoon Kids iki ihtiyacın birleşmesinden doğdu: Derslerimde kullanabileceğim nitelikli, eğlenceli materyallere duyduğum ihtiyaç ve çocukların giderek daha fazla ekranla çevrelenmesi. Bir gün kendime “Çocuğun önünden ekranı aldığımızda yerine ne koyuyoruz?” diye sordum. Önce kendi derslerim için materyaller hazırladım. Çocukların ilgisi ve eğitimcilerin talepleriyle büyüyen bu fikir, prodüktör eşim Volkan Uça’nın tasarım, üretim, marka ve iş geliştirme süreçlerindeki desteğiyle hızla büyüyen ve tercih edilen bir marka olan Yogatoon Kids’e dönüştü.
Yogatoon Kids yalnızca çocuk yogası kartlarından mı oluşuyor?
Hayır. Yoga bizim çıkış noktamız olsa da bugün nefes, yaratıcı drama, dikkat, farkındalık, hikâye ve oyun alanlarında farklı materyaller geliştiriyoruz. Kartların yanında üç boyutlu ürünler de tasarlıyoruz. Temel amacımız çocuğun eline aldığında merak edeceği, dokunacağı, hareket edeceği ve kendi oyununu kurabileceği ekransız alternatifler oluşturmak.
Kartlar birlikte nasıl kullanılıyor? Birkaç farklı kartla nasıl bir etkinlik oluşturulabilir?
Örneğin çocuk bir yoga kartından ağaç pozunu seçiyor. “Bu ağaç hangi ormanda?” sorusuyla hikâyeyi başlatıyoruz. Ardından bir nefes kartı, sonra yaratıcı drama görevi ekleyebiliyoruz. Birkaç karttan tamamen özgün bir etkinlik çıkıyor. Biz hikâyenin tamamını vermiyoruz; başlangıç noktasını veriyor, devamını çocuğun hayal gücüne bırakıyoruz.
Son olarak anne-babalara ve çocuklarla çalışan eğitimcilere ne söylemek istersiniz?
Çocukların hayatına dokunmak için her zaman büyük şeyler yapmak gerekmiyor. Birlikte geçirilen ekransız yirmi dakika, küçük bir nefes oyunu ya da birlikte uyarlanan bir hikâye bile çok değerli. Çocuklara sürekli hazır dünyalar sunmak yerine kendi dünyalarını kurabilecekleri alanlar açmalıyız. Bazen ihtiyaçları olan şey yeni bir ekran değil, hayal güçlerini yeniden keşfedecekleri doğru bir başlangıç noktasıdır.
Instagram: badeucaofficial I yogatoonkids
Yorumlar (0)